İyilik, insanın doğasında bir potansiyel olarak var olan bir değerdir. Bu değer çok boyutlu, çok fonksiyonel bir karakteristik özelliğe sahiptir. Bu potansiyel değer, kinetiğe yani harekete geçtiği zaman bir anlam kazanır.
İyilik; saf niyetle beslenen, ölçülü ve dengeli yönetilen, bilgiyi, hikmeti, irfanı esas alan erdemli bir yapıdır.
İyilik, dünyayı yaşanabilir kılmaktır. İyilik, başkasının derdiyle dertlenmektir, merhameti kuşanmaktır, adaleti tesis etmek ve empatik yaklaşmaktır. Eğer insanlık iyilikte karar kılarsa, küresel iyilik sağlanmış olur. Küresel iyiliği sağlayacak olanlar da, iyiliği bir hayat tarzı olarak benimseyen iyilik erleridir.
İyilik, hayata anlam katmaktır. İyilik, anlamlı ve amacı olan bir hayatta filizlenir. Kötülük ise, anlamsızlık üzerine kendini inşa eder. “İnsanın en büyük kaybı anlam kaybıdır. Varlığının, varoluşunun anlamını, hikmetini kaybetmesidir.”
Çağımızın vebası olan anlamsızlık ve amaçsızlıktan beslenen korku, kaygı ve stresten kurtulmanın yolu fıtrat nizamı olan İslam ile kopardığı bağları tekrar kurması ve köklerine dönmesiyle aşılabilir.
İsmail Aydoğan, İyilik konusunda şu veciz açıklamayı yapar:
”İyilik, insanlık tarihinin en köklü kavramlarından biri olmasına rağmen, çoğu zaman salt duygusal bir refleks veya anlık bir rastlantı olarak küçümsenir. Oysa o, hem insan doğasının
hem de toplumsal düzenin mimarisine kazınmış, çok katmanlı bir sistemdir. Tıpkı bir organizmanın organları gibi, bu sistemin de dört temel unsuru-niyet, eylem, hikmet ve sürdürülebilirlik-sürekli ve uyum içinde işlemek zorundadır. İyilik, bu bütünlük içinde, insanın varoluşsal amacından toplumsal ilişkilerine, manevi sorumluluğundan kültürel kodlarına uzanan bütüncül bir erdem olarak karşımıza çıkar.
Sonuç olarak, iyilik; niyetle filizlenen, eylemle boy veren, hikmetle olgunlaşan ve sürdürülebilirlikle kök salan çok boyutlu bir yapıdır. O, yalnızca bir davranış değil, bir varoluş biçimidir. İnsan, iyilik yaparak hem kendi içsel bütünlüğünü inşa eder hem de toplumun güven ve adalet temelini güçlendirir. İyilik, nihayetinde, insan olmanın hem çıkış noktası hem de varış noktası olan kadim bir hakikattir. İnsanı insan yapan, bu hakikate olan sadakatidir. “
Hayatımızın inşasında iki yol vardır: 1.Islah(İyilik), 2.İfsad(Kötülük).
Şairin dediği gibi: ”Oluklar çift: birinden Nur akar, birinden Kir.” İyiliği bir hayat tarzı olarak seçen iyilik erleri, Nur oluğundan akarken ve yeryüzünü ıslah etmek için çırpınırken, kötülüğü bir hayat tarzı olarak seçen, yerküresini ifsad etmek için çırpınan kötülük erleri de kirli oluktan akarak hayatiyetlerini sürdürürler.
“iyi bakan iyi görür, iyi gören iyi düşünür, iyi düşünen hayatından lezzet alır.” Aksine; Kötü bakan kötü görür, kötü gören kötü düşünür, kötü düşünen hayatını berbat eder.
Hayatı iyilik üzerine inşa edip ondan lezzet almak dururken, kötülük üzerine hayatı inşa edip hayatımızı berbat etmeye hakkımız var mı? Bunun bir mantıksal açıklaması olabilir mi? Elbette ki, bunun ne mantıksal ne de rasyonel bir açıklaması yoktur.
Herkesin bir iyilik hikâyesi ve iyilik yapma potansiyeli vardır. Bu hikâye ve potansiyel iyilikler yazılmalı, yazılanlar konuşulmalı, konuşulanlar yayılmalı ki, iyilikler artsın. ”Eğer yeryüzünden iyiliği ve merhameti söküp atarsanız, yeryüzü cehenneme dönüşür, yaşanmaz hale gelir.” Yeryüzünü cehenneme değil de cennete dönüştürmek, ancak iyiliği yaşayarak, yayarak ve fıtrat nizamı İslam’ı kuşanarak mümkündür.