Ailede baba dayanak, anne sığınak ve çocuklar meyvedir. Bu meyvenin tatlı olması, acıya dönüşmemesi, “dünya hayatının ziyneti” olması için temel sorumluluklarımız vardır. Eşler arasında “sevgi-saygı, güven-sadakat ve sabır”, aile kurumunu ayakta tutan temel değerlerdir. Bu değerleri “altın oranda” işlemek, ifrat ve tefrite kaçmadan uygulamak gerekmektedir. Zira aşırıya kaçtığımızda bazı komplikasyonların olması kaçınılmazdır. Örneğin sevgi, bir manyetik alan oluşturur ki, “pusulası olmazsa” insanı uçuruma yuvarlar. İşte bu pusula, akl-i Selimdir. Dolayısıyla saygıda olduğu gibi sevgide de aileyi akıl pusulasıyla yönetmek, yönlendirmek ve rehberlik yapmak durumundayız.
Ailenin meyvesi konumunda olan çocuklarımızı; sevgi, ilgi ve bilgi çerçevesinde yetiştirmek, temel ahlaki değerleri zihin dünyalarına nakşetmek gerekmektedir. Zira “sevgisiz büyüyen çocuklar, kanatsız kuş gibidir”. Kanadı olmayan bir kuşun uçması nasıl mümkün değilse, sevgisiz büyüyen çocuklar da olumlu bir kişilik kazanmaları mümkün değildir. Sevgiyi, ilgiyle pekiştirmek ve bunu bilgiyle taçlandırmak son derece kritiktir. Çocuklar, 0-6 yaş evresinde şahsiyetin ve karakterin %75 ini edinirler. Bu evre; iyiliğin ve kötülüğün, güzelin ve çirkinin tohumlarının atıldığı en hassas dönemdir. Bu evrede anne ve babalara çok büyük görevler düşmektedir. Anne ve babalar bu dönemde davranışlarıyla, hal ve hareketleriyle, tutum ve tavırlarıyla rol model olmak durumundadırlar. Çocuklar; söylemden ziyade eyleme, davranışa bakar. Rabbimiz de, “Neden yapmadıklarınızı söylersiniz?” diyerek, söylemden önce eylemin-davranışın gerekliliğini bizlere ifade etmektedir. İmam Şafii de İslam’ı anlatırken, “İslam kal dini değil, hal dinidir.” Yani İslam, söylem dini değil, yaşam dinidir. Dolayısıyla söylemlerimiz ve eylemlerimiz örtüşürse bir anlamı vardı. İşte bu fıtrattır. Yaratılışın gereğidir. Çocuklarımızla olan ilişkilerimizde bu dengeye dikkat etmek hayati derecede önemlidir.
Nevzat Tarhan hoca, ailede İyilik konusunu işlerken şu değerli bilgileri bizler sunmaktadır: “İyilik, sadece ahlaki bir seçim değil, aynı zamanda bireysel ve toplumsal psikolojik sağlığın temelini oluşturan, beyin temelli bir süreçtir. Bilimin bugün iyiliği tanımlamaya çalıştığı ve iyi-kötü, doğru-yanlış kavramları üzerine çalışmalar yaptığı belirtilmektedir. Sağlıklı bir ailede iyilik; sevgi, saygı, güven, sadakat ve sabır gibi temel değerler üzerine inşa edilir. Açık, dürüst ve empatik iletişim, "altın orta nokta" kuralına uygun çatışma çözümü, eşler arasındaki uyumu ve dayanışmayı artırır. Gerçekçi beklentilere sahip olmak, kanaat duygusunu benimsemek ve takım ruhuyla hareket etmek, ailenin içsel direncini güçlendirir.
Çocukların iyilikle yetiştirilmesi, sevgi ve disiplin dengesiyle mümkündür. Ebeveynler, çocuklarına öz-eleştiri, sorumluluk, empati ve gerçek özgürlük kavramlarını öğreterek, onların güçlü ve ahlaklı bireyler olarak gelişimine katkıda bulunurlar.
Modernizmin getirdiği materyalizm, tüketim kültürü, teknoloji bağımlılığı ve değişen toplumsal normlar, ailedeki iyilik potansiyelini tehdit etse de bu zorlukların bilimsel ve psikolojik yollarla anlaşılarak üstesinden gelinebilir. Beynin işleyişini anlamak, duygusal zekâyı geliştirmek, olumsuz düşünce kalıplarını tanımak ve iyiye yönelik davranışları bilinçli bir şekilde tercih etmek, bireyin ve ailenin iyilik yolculuğundaki pusulası olacaktır.
Sonuç olarak, ailede iyilik, pasif bir durum değil, sürekli yatırım, öğrenme, bilinçli çaba ve dinamik bir denge gerektiren aktif bir süreçtir. Bu iyilik hali, sadece bireylerin mutluluğunu
değil, aynı zamanda sağlıklı, huzurlu ve umutlu bir geleceğin temelini oluşturur. Bu doğrultuda, "ailede iyilik" yaklaşımı, çağımızın en büyük yarasını sarma ve ailede koruyucu ruh sağlığını geliştirme adına önemli bir yol haritası sunmaktadır.”
İyilik, insanın yaratılışında var olan bir potansiyeldir. Bu potansiyeli kinetiğe dönüştürmek, iyiliğin sahada görünür hale gelmesini sağlamak son derece önemlidir. Nasıl ki, barajlardaki suda saklı olan potansiyel enerji, kinetik enerjiye dönüşmedikçe bir yararı yoksa insanların özünde, fıtratında var olan potansiyel iyilik de kinetiğe dönüşmedikçe bir anlamı yoktur.
Yapılan araştırmalar göstermiştir ki; iyilik yapmak hem iyilik yapılan kişinin psikolojisine olumlu yönde etki yaptığı gibi, iyilik yapan kişinin de psikolojisini olumlu yönde etkiler. “Psikolojide “Geri Dönüş İlkesi” olarak bilinen kavrama göre, insan ne yaparsa aynısı kendisine döner; iyilik yapan iyilik bulur, karşındaki insanı dinleyen anlayış görür.”
Yaratılmış varlıkların en şereflisi, en onurlusu ve en değerlisi olan insanda potansiyel olarak var olan bu güzellikleri ve iyilikleri açığa çıkaralım ve insanlığın yararına kullanalım ki, insanlık huzur bulsun.