“Eğer yeryüzünden iyiliği ve merhameti söküp atarsanız, yeryüzü cehenneme dönüşür, yaşanmaz hale gelir.”
Dünyayı yaşanabilir kılmak, ancak iyilikle mümkündür. Eğer bütün insanlık iyilikte karar kılarsa, küresel iyilik sağlanmış olur. İyilik, başkasının derdiyle dertlenmektir, merhameti kuşanmaktır, adaleti tesis etmek ve empatik yaklaşmaktır. Çağımızın gittikçe yaygınlaşmakta olan depresif ruh hâlinin, bunalım ve buhranların şifası, iyilikten ve iyilik yapmaktan geçer. Çağımızın vebası olarak bilinen anlamsızlık ve amaçsızlıktan türeyen korku, kaygı, stres, gerginlik ve can sıkıntısı da ancak insanın fıtrat yasası olan İslam nizamı ile kopardığı bağını tekrar kurması, köklerine sarılması ile aşılabilir. Zira insan için en büyük kayıp, anlam kaybıdır. Varlığının, varoluşunun anlamını, güzelliğini, hikmetini yitirmesidir, insanın. Bu alanda başarılı olmak için temel değerleri savunan, koruyan, kollayan, içselleştiren ve destekleyen iyilikle mümkün olabilir.
“İyilikler yazıldıkça, konuşuldukça en önemlisi yapıldıkça artacaktır ve yine diyoruz ki insanlığın kurtuluşu iyiliktedir.”
Rabbimiz, “Biz insanları en güzel (en iyi ) şekilde yarattık” diyerek insanlığın mayasının iyilik üzerine formatlandığını açıklamaktadır. Peygamber efendimiz de, bütün insanların İslam fıtratı üzerine doğduğunu ifade ederek insanlığın bu fıtrattan kopmaması gerektiğini bizlere bildirmektedir. İçimizdeki çocuğu büyütmeliyiz. Zira çocuk; fıtrattır, nezakettir, nezahettir, adalettir, merhamettir ve iyiliktir. İnsanlık bu temel değerlere sıkı-sıkıya sarılmalıdır ki, içinden çıkılmaz hale gelen bu bunalımlı, buhranlı ve stresli pozisyondan iyilik ve güzellik iklimine kanatlansın. İyilik can simidimiz olmalı. Yeri geldiğinde pozitif iyilik, yeri geldiğinde negatif iyilikte bulunmak durumundayız.
Mustafa Acar, pozitif İyilik ve negatif iyilik ayırımlarını şu şekilde açıklar: “pozitif iyilik; bir kişiye, gruba ya da canlıya, herhangi bir karşılık beklemeden yardım etme, paylaşma ve bir ihtiyacının giderilmesine vesile olma olarak tanımlanabilir. Buna karşılık negatif iyilik ise birine, bir şeye ya da bir canlıya zarar vermemektir; onlara musallat olmamak, tercihlerine müdahale etmemek; insanların, doğanın ya da içindeki canlıların mevcut durumunu kötüleştirmemek, maddi veya manevi herhangi bir kötülük yapmamak, yıpratmamak, acı vermemektir. Başka bir deyişle negatif iyilik kötülükten uzak durmaktır; birine veya bir şeye zarar vermemek, başkalarının mevcut durumunu olduğundan daha kötü, daha üzücü, daha korkunç, daha can yakıcı, daha eksik, daha berbat hale getirmemektir.
İslam dininin önemli buyrukları arasında yer alan ve yukarıda sözü edilen “iyiliği emredip kötülükten sakındırmak” ilkesi bağlamında pozitif iyilik “iyiliği emretmek,” negatif iyilik ise “kötülükten sakındırmak” ile de irtibatlandırılabilir. İslam fıkhının “zararın def’i faydanın temininden önce gelir” ilkesinden ilhamla; benzer şekilde, tıptaki “önce hastaya zarar vermeyeceksin” ilkesinden hareketle, negatif iyiliğin pozitif iyilikten önce geldiğini söylemek mümkündür. Önce insanlara, doğaya, canlılara zarar vermemek, kötülük etmemek gerekir; iyilik etmek onu takip eder. Dolayısıyla “emaneti yüklenmiş” sorumlu varlıklar, insan olarak öncelikli vazifemiz zarar vermemek, kimseye ve hiçbir canlıya kötülük etmemek; ondan sonraki vazifemiz ise elimizden geldiğince iyilik etmektir.”
Mecellenin meşhur kaidesidir:” Def’i mefasid celb-i menafiden evlâdır.” Kötülüğü, ifsadı, zararı defetmek; yararı, faydayı teşvik etmekten önce gelir.
İnsanlara, canlılara karşı merhametle yaklaşmak, mütebessim bir çehreyle, tatlı bir dille yaklaşmak hayatı anlamlandırır.
Gördüğümüz hataları yanlışları, kırmadan dökmeden uyarmak durumundayız. Bu negatif iyilik kategorisine girer.
Maddi iyilik yapmak isteyen varlıklı kişiler; İhtiyaç sahibi insanlara ihtiyaçlarını gidermek, ayni veya nakdi yardımda bulunmak; mali durumu iyi olmayan insanlar da güler yüzle, tatlı dille, şefkat ve merhametle, bildiği güzellikleri-iyilikleri paylaşmak, sahip olduğu bilgi birikimini paylaşmak da pozitif iyilik kategorisine girer.
Buradan şunu anlıyoruz ki; kadın-erkek, fakir-zengin, genç-yaşlı, köylü-şehirli bütün toplumsal katmanlar arasında iyiliğin yapılması, yaygınlaşması mümkündür. Bütün mesele, buna karar vermek. İnsanlığın iyilikle hayatını inşa etmesi su gibi, hava gibi, ekmek gibi bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyaç giderilmediği zaman, günümüz dünyasında karşılaştığımız olumsuz durumların, gençlerimizi tehdit eden temel problemlerin ortaya çıkması açıktır. Bu sorunları bertaraf etmek, problemleri çözmek hepimizin sorumluluğundadır.
Biz de diyoruz ki; “Bütün insanlığın kurtuluşu olmayan bir kurtuluş, hiç birimizin kurtuluşu olamaz.” Bu evrensel kurtuluş, iyiliği kuşanmakla mümkündür. “İyiliği emretmek, kötülükten menetmek” kutlu ilkesi ile; pozitif iyilikle “iyiliği emretmek”, negatif iyilikle “kötülükten menetmek” prensibini yerine getirmiş oluruz. Böylece bütün toplumsal katmanlar, iyilikle hemhal olmuş olurlar.