Ayeti kerimede; Peygamber müminlere kendilerinden daha yakındır, eşleri de onların anneleridir. (Ahzap 6) buyurmuştur. Bu ayeti kerimeye göre Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in eşleri annelerimiz mesabesindedir. Annelerimize duyduğumuz sevgi ve saygının aynısı onlara da göstermeliyiz.
Aişe (r.a) babası Ebû Bekir b. Ebû Kuhâfe, es-Sıddîk lakabıyla tanındığı için kendisine Âişe es-Sıddîka (es-Sâdıka) binti’s-Sıddîk denilmiştir.
Âişe (r.anhâ) annemiz özellikle Şevval ayında evlendiğini vurgular; çünkü tıpkı bu zamanda olduğu gibi o dönemde Medine’de de “İki bayram arasında düğün uğursuzdur!” gibi yanlış bir inanış vardı. Oysa Peygamberimiz (sas) ile evliliği tam da böyle bir Şevval ayında, hayırlı zamanda gerçekleşmişti. Ensardan bazı hanımlar bunu söyleyince Âişe annemiz diyecek ki: “Resûlullah benimle bir Şevval ayında nikâhlandı ve yine bir Şevval ayında düğün yaptı. Söyler misiniz bizim evliliğimizden daha hayırlı bir evlilik mi var?” derdi.
Resûl-i Ekrem’in bâkire olarak evlendiği tek eşidir. Hz. Peygamber onu çok sevdiği için kendisine Ayşe, Uveyş ve Âiş diye de hitap ederdi. Ayrıca beyaz tenli olmasından dolayı Hz. Âişe’ye Hümeyrâ denildiği, kendisine Hz. Peygamber’in bu şekilde hitap ettiği de rivayet edilmiştir.
Hz. Peygamber, hanımları arasında Hz. Hatice’den sonra en çok onu sevmiş, dünyada en çok kimi sevdiği sorusuna karşılık olarak onun adını vermiş ve bu sevgisini dile getirmiştir.
Aişe annemiz iffeti ve namusuyla Kur’ân tarafından tescillenmiş,hakkında birçok âyet nazil olmuş,kendisi ise onlarca âyetin sebeb-i nüzulü olmuş, Cebrâil’in (as) selâm getirdiği bir hanımdır. Resûlullah’ın (sas) hayatının her anına onun kadar vâkıf başka bir sahâbî yoktur. Mekke ve Medine dönemlerine dair en önemli bilgileri bizlere öğreten, Efendimiz’i (sas) yansıtan bir ayna gibidir. Rivâyet ettiği 2210 hadisle, sahâbenin en çok hadis rivâyet eden annesi olarak diğer annelerden büyük bir farkla öne çıkar. Onu ikinci sırada takip eden annemiz Ümmü Seleme’dir, onun rivâyetleri ise 378’dir. sadece bu fark bile Âişe annemizin konumunu anlamamız açısından önemlidir.
Hz. Âişe fesahat ve belâgatıyla da ünlü bir hatip olduğu için konuşması insanlara çok tesir ederdi. Babasının vefatı üzerine kabri başında yaptığı dua, Cemel Vak‘ası’ndaki hutbesi ve bazı mektupları onun edebî kabiliyetini gösteren şaheser örneklerdir. (Aişe,isam)
Ev halleri:
Bir gün Efendimiz (sas), Âişe (r.anhâ) annemizin odasındadır. O günde Safiyye validemiz de çok güzel, etli bir yemek yapmıştır. Âişe annemiz pek yemek yapmayı bilmez, ev işlerini de sevmezdi. Ama diğer annelerimiz ev işlerinde ve yemek konusunda çok maharetliydiler. Hz. Safiyye bir kabın içerisine yemeği koymuş, bir hizmetli ile Efendimiz’e (sas) göndermişti. Efendimiz (sas) uzaktan gelen yemeği görünce sevindi, “Bak Âişe! Bak! Safiyye bize yemek göndermiş!” dedi. Âişe annemizin o anda kıskançlık damarı kabardı ve sinirle tepsiye vurdu. Yemek dağılmış, tabak ise kırılmıştı. Devamını Hz. Âişe bizlere şöyle anlatıyor: “Böyle yaptım ama birden aklım başıma geldi ve çok utandım. Hemen Resûlullah’a (sas) dedim ki: ‘Yâ Resûlallah! Ne olur beni bağışla! Bir anda kendimi kaybettim, ne dersen yaparım nasıl dersen telâfi ederim.’ Resûlullah (sas) ise bu tabloya karşı tebessüm ederek dedi ki: “Bu işin telafisi tabağa karşı tabak, yemeğe karşı yemektir ey Âişe!” Ben de ‘Yâ Resûlallah! Tabağı bulmak kolay ama ben Safiyye’nin yaptığı yemeği nasıl yapabilirim ki?’ dedim. Resûlullah (sas), ‘O zaman git ona rica et sana öğretsin.’ dedi.” Efendimiz’in (sas) Hz. Âişe’yi Hz. Safiyye’ye göndermesi de Âişe’sini terbiye etmek içindi.
Başka bir zaman, Âişe ile Sevde validemiz arasında bir anlaşmazlık oldu.Daha sonra Hz. Âişe, Sevde’yi sofraya çağırdı ama Hz. Sevde darıldığı için gelmedi. Hz. Âişe, onun yüzüne yemekten sürdü; bu hadiseyi seyreden Efendimiz (sas) de eline bir miktar yemekten alıp onu Sevde validemize uzatarak “Al bunu sen de onun yüzüne sür!” dedi. Sevde annemiz de Hz. Âişe’ye böylece karşılık verdi. Efendimiz (sas) bu duruma çok güldü. O anda Hz. Ömer’in sesi dışarıdan duyuldu; Efendimiz (sas), “Kalkın içeriye geçin, elinizi yüzünüzü yıkayın, Ömer bu hâlde sizi görmesin.” dedi.
Bir gün Efendimiz (sas), Âişe (r.anhâ) annemize dedi ki: “Ey Âişe! Ben senin konuşmandan bana kızgın olup olmadığını anlıyorum.” Hz. Âişe annemiz, kızgın anlarını belli etmemeye çalışırdı ama Efendimiz’in (sas) bunu nasıl anladığını merak etti ve bunu ona sordu. Efendimiz (sas) dedi ki: “Ey Âişe! Eğer bana kızmışsan, bir şey söylediğin zaman ‘İbrâhim’in Rabbi’ne yemin olsun ki!’ diyorsun, eğer benden hoşnutsan, ‘Muhammed’in Rabbi’ne yemin olsun ki!’ diyorsun.” Âişe annemiz bu ince düşüncenin fark edilişine bir yönü ile sevindi ve dedi ki: “Vallâhi doğru yâ Resûlallah! Ancak şu andan itibaren sana söz veriyorum, bundan böyle senin isminin dışında bir ismi ağzıma almayacağım, ne kadar kızgın olursam olayım, yine de senin isminle yemin edeceğim.”
İşte o hane böyle bir hane idi. Resûlullah (sas) bu hanede “İle’l-Refik-i Â’lâ/En Yüce Dost’a” yürürken, o mübarek başı, Hz. Âişe’nin göğsü üzerinde idi. Başını Âişe’nin sinesine yaslayarak bu dünyadan, ebedî âleme yürümüştü. (m.emin yıldırım sahabe dersleri)