Davetlerde, otellerde, turistik mekânlarda artık herkesin önüne serilen açık büfe ve serpme kahvaltı modası var ya… Masaya oturunca insan kendini padişah sofrasında sanıyor. Çeşit üzerine çeşit, tabak üzerine tabak… Oysa insanın midesi yumruğu kadar! Ne kadar doldurabilirsin ki?
Ama işte gözümüz doymaz, elimiz durmaz. “Parayı verdik, hakkını yiyelim” mantığıyla tabakları doldurdukça dolduruyoruz. Günün sonunda masalar toplanıyor, çatalın ucuyla bile dokunulmamış onca yemek çöpe gidiyor. O çöpe giden yiyecekler, belki bir ailenin iki aylık mutfak masrafı. Yazık, günah, vicdan yarası.
Bir de işin sağlık tarafı var. Midemize bayram ettirdiğimizi sanırken aslında zehirliyoruz kendimizi. Aşırı yüklenen mide, bozulmuş bağırsak dengesi, üzerine obezite… Sonra da soluğu spor salonlarında alıyoruz. Parayla aldığımız kiloları yine parayla vermeye uğraşıyoruz. Ama herkes bilir ki kilo almak kolay, vermek zorun da zoru.
Gıda sektörünün bu israfı azaltacak yöntemler geliştirmesi şart. Belki kişi başı porsiyon kontrollü servis, belki artık kalan yiyeceklerin ihtiyaç sahiplerine ulaşacağı mekanizmalar… Ne olursa olsun, bu düzen böyle gitmez.
Kısacası, açık büfe mi, serpme kahvaltı mı derseniz, bence adı ziyafet ama sonucu koskoca bir israf.