Eskiden bazı şeyler kapalı kapılar ardında kalırdı.
Kim kimin yanına gitmiş, kim kimi nasıl karşılamış, görüşmede nasıl bir hava oluşmuş pek bilinmezdi. Şimdi öyle değil. Bir ziyaret gerçekleşmeden fotoğrafı düşüyor, videosu yayınlanıyor, birkaç dakika sonra herkes her şeyi görüyor.
Kim geldi…
Kim ayağa kalktı…
Kim masanın arkasında kaldı…
Kim misafirin karşısına geçti…
Aslında küçük gibi görünen bu detaylar, insanın zihninde büyük anlamlar oluşturuyor.
Son zamanlarda dikkatimi çeken bir tablo var.
Aynı oda…
Aynı masa…
Aynı makam koltuğu…
Değişen tek şey gelen misafir.
Bazı misafirler geldiğinde makam sahibi masasından kalkıyor, gidip karşı koltuğa oturuyor, samimi bir görüntü veriyor. Fotoğraf da hemen servis ediliyor zaten. Mesaj net:
“Bu kişi bizim için önemli.”
Ama başka biri geldiğinde aynı makam sahibi bu kez masanın arkasında kalıyor.
Aradaki masa sanki görünmez bir sınır çiziyor. Sohbet, ast üst ilişkisi hissi veren o klasik resmi düzende yapılıyor.
Ve mesele işte burada düğümleniyor.
Çünkü bu davranış çoğu zaman nezaketten çok “statü hesabı” gibi duruyor.
Dikkat edin, genellikle makam sahibinden daha güçlü ekonomik çevresi olanlara, nüfuzu yüksek kişilere, siyasi ağırlığı bulunanlara ya da toplumda etkili görülen isimlere karşı o ekstra sıcaklık gösteriliyor.
Diğerleri ise standart protokol mesafesinde ağırlanıyor.
Bu durum bana hiçbir zaman samimi gelmedi.
Gerçek nezaket seçici olmaz çünkü.
Gerçek saygı, kişinin cebine, makamına, çevresine göre şekil değiştirmez.
Hatta çoğu zaman bu abartılı davranışların altında bir özgüven eksikliği hissediliyor. Kendini bulunduğu makamla tamamlamaya çalışan bazı insanlar, karşısındaki kişinin gücüne göre tavır değiştirerek eksik tarafını örtmeye çalışıyor.
Oysa gerçekten güçlü insanlar herkese aynı mesafede durur.
Ne zengine fazla eğilir, ne sıradan vatandaşa yukarıdan bakar.
Makamın ağırlığı, masanın arkasında oturmakla değil, herkese eşit davranabilmekle ölçülür.
Bir insana değer vermek için illa makam koltuğunu terk etmeye gerek yok. Ama sadece bazı insanlara karşı o “özel tavrı” sergilemek, geri kalan herkese ister istemez başka bir mesaj verir:
“Sen o kadar önemli değilsin.”
Belki yüksek sesle söylenmiyor ama verilen his çoğu zaman tam olarak bu oluyor.
Ve toplum artık bu detayları görüyor.
Hem de çok net görüyor.