Gercüş ilçemizde yaşayan Gazeteci Hasan Mesut Ekmen’in yazdığı makale, aslında dikkatimizi önemli bir noktaya çekiyor. Batman genelindeki tüm ilçe ve köylerde yaşanan “Fıstık ekimi”ne dikkat çeken Ekmen, herkesin aynı ürünü yetiştirmesinin avantajlı olmadığını, bölgenin ana gelirinin buğday, arpa, mercimek ve nohut olduğunu ancak son yıllarda fıstığa yönelim olması nedeniyle bu ürünlerin ekilmesinde ciddi bir azalma olduğunu belirtiyor.
Yetkilileri ve çiftçileri uyandırmak adına Hasan Mesut Ekmen’in makalesini köşeme alıyor ve sizin de yazıyı okuduktan sonra fikrinizin değişeceğine inanıyorum.
FISTIK İSTİLASI TARIMI YOK EDİYOR
Güneydoğu Anadolu’nun verimli topraklarında sessiz ama derin bir kriz büyüyor. Özellikle Batman ve çevresinde, geleneksel tarım desenini kökten değiştiren kontrolsüz fıstık ekimi, bölgenin tarımsal dengesini tehdit eder boyuta ulaşmış durumda. Bu değişim sadece üretim tercihlerini değil; ekonomik sürdürülebilirliği, gıda güvenliğini ve kültürel mirası da doğrudan etkiliyor.
Yıllardır bölge ekonomisinin omurgasını oluşturan buğday, arpa, mercimek ve nohut üretimi hızla geriliyor. Bu ürünler, yalnızca çiftçinin geçim kaynağı değil; aynı zamanda Türkiye’nin temel gıda zincirinin vazgeçilmez unsurları. Ancak son yıllarda, kısa vadeli kazanç beklentisiyle fıstığa yönelen çiftçiler, uzun vadede büyük bir riskin kapısını aralıyor.
Oysa Gaziantep ve Siirt gibi iller, coğrafi ve iklimsel avantajları sayesinde fıstık üretiminde doğal üstünlüğe sahip. Bu bölgelerde yetiştirilen Antep fıstığı, dünya çapında marka değerine ulaşmış durumda. Ancak aynı başarıyı her bölgede yakalamak mümkün değil.
Batman ve ilçelerinde yaşanan durum artık bir tercih değil, kontrolsüz bir yayılım niteliği taşıyor. Tahıl arazilerinin plansız şekilde fıstık bahçelerine dönüştürülmesi şu sonuçları beraberinde getiriyor:
Tarım arazilerinde ürün çeşitliliği azalıyor.
Toprak verimliliği uzun vadede zarar görüyor.
Çiftçinin maliyetleri artarken gelir istikrarı düşüyor.
Bölgesel ekonomi tek ürüne bağımlı hale geliyor.
Bu tablo, klasik bir “tarımsal monokültür” riskini ortaya koyuyor; yani tüm üretimin tek ürüne dayanması, sistemin kırılganlığını artırıyor.
Sorunun bir diğer kritik boyutu ise yerel değerlerin kaybı. Gercüş ilçesi, geleneksel üzüm bağları ve pekmeziyle biliniyor. Ancak bağ alanları hızla daralıyor. Özellikle “Özek pekmezi” üretiminde kullanılan üzüm çeşitleri neredeyse yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.
Bu sadece ekonomik bir kayıp değil; aynı zamanda bölgenin kültürel kimliğinin silinmesi anlamına geliyor. Mevcut gidişatın tersine çevrilebilmesi için koordineli ve bilim temelli bir müdahale şart. Öncelikli adımlar net:
Çiftçilere yönelik uygulamalı ve sürekli eğitim programları,
Tarım politikalarının sahada etkin denetimi,
Fıstık ekiminin yalnızca uygun mikroklima alanlarla sınırlandırılması,
Tahıl üretimine yönelik teşviklerin artırılması,
Yerel ürünlerin korunmasına yönelik özel destek programları,
Bu noktada Tarım ve Orman teşkilatları ile yerel yönetimlerin proaktif rol üstlenmesi kritik önemde.
Tarım artık yalnızca ekonomik bir faaliyet değil; doğrudan ulusal güvenliğin bir parçasıdır. Gıda arzında yaşanacak bir daralma, zincirleme etkilerle tüm toplumu etkiler. Bu nedenle üretim planlaması, bilimsel veriler ışığında ve uzun vadeli perspektifle yapılmalıdır.
Sonuç: Bilinçsiz kazanç, kalıcı kayıp getirir.
Kısa vadeli gelir beklentisiyle yapılan bilinçsiz tercihler, uzun vadede telafisi zor kayıplara yol açar. Toprağın doğal yapısını, bölgenin iklim gerçeklerini ve tarımsal dengeyi göz ardı eden her adım, geleceğe vurulan bir darbedir.
Tarım bir tercihten öte, bir sorumluluktur.
Toprak korunmazsa üretim olmaz; üretim olmazsa gelecek olmaz.
Eğitim, planlama ve bilinçli üretim… Bu üç unsur sağlanmadıkça “fıstık istilası” yalnızca bir tarım sorunu değil, çok boyutlu bir kriz olmaya devam edecektir.