?>

İNTİHARLAR ÇÖZÜM DEĞİLDİR

Nizamettin İzgi

6 saat önce

Geçtiğimiz hafta içinde yine iki acı haberle sarsıldık. Biri 15, diğeri 42 yaşında iki kadın, henüz hayatlarının farklı dönemlerinde olmalarına rağmen yaşamlarına son verdi. Geride ise tarif edilmesi mümkün olmayan acılar bıraktılar. Anneler, babalar, evlatlar, kardeşler, eşler ve yakınlar… Bir anda hayatlarının en ağır sınavıyla karşı karşıya kaldılar. Evlerde gözyaşı, sokaklarda sessizlik, taziye evlerinde ise tarifsiz bir hüzün vardı.
Taziyeler kuruldu, yakınlar ve komşular acılı ailelerin yanında oldu. Üç gün boyunca dualar edildi, başsağlığı dilekleri iletildi. Sonra taziyeler sona erdi ve herkes kendi hayatına döndü. Fakat geride kalan aileler için hayat artık hiçbir zaman eskisi gibi olmayacak. Bir evlat, bir anne, bir eş ya da bir kardeşin yokluğu, üç günlük taziyeyle sona ermiyor.
Elbette bu olayların her biriyle ilgili güvenlik güçlerimiz gerekli soruşturmaları yapıyor. Ancak intiharların gerçek nedenlerini çoğu zaman toplum olarak öğrenemiyoruz. Böyle olunca da ölenler zamanla unutuluyor, geride kalanların yaşadığı büyük acı ise yalnızca ailelerin içinde kalıyor.
Batman’da yaşanan intihar vakalarına baktığımızda, her olayın kendi içinde farklı nedenleri olabileceğini görüyoruz. Özellikle ekonomik sıkıntılar, borçlar, aile içi sorunlar, çaresizlik ve ağır psikolojik baskılar insanları çok zor noktalara sürükleyebiliyor. Tefecilerin ağına düşen, borç batağından çıkamayan insanların kendilerini çaresiz hissetmeleri de ciddi bir tehlike. Ancak hiçbir borç, hiçbir tehdit ve hiçbir ekonomik sorun insan hayatından daha değerli değildir. Çözüm ne kadar zor görünürse görünsün, yardım alınabilecek bir kapı mutlaka vardır.
Kadınların yaşadığı sorunlarda ise aile baskısının ve toplumsal yargıların ayrıca üzerinde durulması gerekiyor. Genç bir kızın birisiyle gönül ilişkisi yaşaması, ailesinin kabul etmediği bir davranışta bulunması ya da hayatıyla ilgili kendi kararını vermek istemesi, bazı ailelerde büyük bir kriz haline gelebiliyor. “Namus” veya “el âlem ne der” anlayışıyla uygulanan ağır baskılar, gençlerin kendilerini köşeye sıkışmış hissetmelerine neden olabiliyor. Oysa bir evladın hatasını ölümle ödetmek değil, onu dinlemek, anlamak ve doğru yolu göstermek gerekir.
İntiharların ardından “Yetkililer bunları önlesin” çağrıları yapılıyor. Elbette devlet bütün imkânlarıyla mücadele etmeli, destek mekanizmalarını güçlendirmeli ve ihtiyaç duyan vatandaşına ulaşmalıdır. Fakat devletin her evin içine bir polis, bir psikolog veya bir sosyal hizmet uzmanı yerleştirmesi mümkün değildir. Çünkü bazı sorunlar kapıların arkasında yaşanıyor ve çoğu zaman onları yalnızca aile bireyleri biliyor.
Bu nedenle asıl görev hepimize düşüyor. Borç batağına düşen, tefecilerin baskısıyla karşılaşan, aile içinde büyük sorunlar yaşayan, gönül ilişkisi nedeniyle baskı gören veya kendisini çaresiz hisseden herkes bilmelidir ki yalnız değildir. İnsan, en karanlık anında bile yardım isteyebilir. Devlet kurumlarına, sosyal hizmet birimlerine, sağlık kuruluşlarına, güvenlik güçlerine ve güvendiği insanlara başvurabilir.
Bazen insanın ihtiyacı olan tek şey, kendisini yargılamadan dinleyecek birinin varlığıdır. Bir telefon, bir kapının çalınması, samimi bir konuşma, doğru bir yönlendirme belki de bir hayatı kurtarabilir. Çünkü ölüm hiçbir sorunun çözümü değildir. Bugün içinden çıkılmaz gibi görünen bir problem, yarın farklı bir kapının açılmasıyla çözülebilir.
Biz hiçbir insanımızı kaybetmek istemiyoruz. Hele gençlerimizi, çocuklarımızı, annelerimizi ve babalarımızı çaresizlik nedeniyle toprağa vermek istemiyoruz. Her intihar haberi yalnızca bir kişinin ölümü değildir; bir ailenin yıkılması, çocukların annesiz veya babasız kalması, anne ve babaların evlat acısıyla yaşamak zorunda kalmasıdır.
Onun için lütfen sorunlarınızı büyütmeden, bunalımınızı derinleştirmeden yardım isteyin. Korkmadan, utanmadan, çekinmeden bir kapıyı çalın. Belki bugün size imkânsız görünen çözüm, bir başka insanın göstereceği küçük bir yolla mümkün olacaktır. Hayatınızın en zor gününde vereceğiniz karar, bütün hayatınızı değiştirebilir.
Unutmayalım; hiçbir borç, hiçbir aile baskısı, hiçbir gönül yarası ve hiçbir çaresizlik bir insanın hayatından daha değerli değildir. Sorunlar geçebilir, şartlar değişebilir, yaralar sarılabilir. Ama kaybedilen bir hayat geri gelmez.
Bizim dileğimiz çok basit: İnsanlarımız ölümü değil, hayatı seçsin. Çünkü hayat, ne kadar zor olursa olsun, mutlaka bir çıkış yolu bırakır.
Hoşça kalınız.
YAZARIN DİĞER YAZILARI