?>

DEVLETİMİZ DOĞU-BATI SENTEZİNİ UYGULASIN…

Nizamettin İzgi

13 saat önce

Yarım asra yakın bir süredir bu ülkenin en büyük yaralarından biri olan çatışma ve terör meselesinin sona ermesi, silahların susması ve barışın kalıcı hale gelmesi hepimizin ortak özlemi olmuştur. Aradan geçen yıllar boyunca Türküyle, Kürdüyle, Arapıyla ve farklı kimliklerden insanlarımız bu acılardan payını aldı. Ocaklar söndü, anneler evlatlarını toprağa verdi, çocuklar babasız büyüdü, binlerce aile yıllarca dinmeyen acılarla yaşamak zorunda kaldı. Bugün gelinen noktada barış adına atılan her adım, geçmişte yaşanan bu büyük acıların bir daha tekrarlanmaması için değerlendirilmesi gereken tarihî bir fırsattır.
Barış süreçlerinde farklı kaygıların, itirazların ve endişelerin dile getirilmesi doğaldır. Ancak bu farklılıkların kin, nefret ve ayrışmayı derinleştirecek bir dile dönüşmemesi hepimizin ortak sorumluluğudur. Siyasetçiler, kanaat önderleri, medya kuruluşları ve sosyal medya kullanıcıları, kullandıkları sözlerin toplum üzerindeki etkisini gözetmelidir. Geçmişin acılarını hatırlarken intikam duygularını değil, adalet, sorumluluk ve birlikte yaşama iradesini güçlendiren bir yaklaşımı öne çıkarmalıyız. Çünkü artık kaybedecek bir tek gencimiz, ağlayacak bir tek annemiz ve toprağa verecek bir tek insanımız daha olmamalıdır.
Ancak burada önemli bir gerçeği de görmemiz gerekiyor. Anadolu’nun bazı şehirlerinde yaşayan ve Doğu ile Güneydoğu Anadolu insanını yakından tanımayan vatandaşlarımızın bölge halkları hakkında zaman zaman eksik veya yanlış kanaatlere sahip olması, yalnızca öfkeyle karşılanacak bir durum değildir. Çoğu insan, tanımadığı kişiler ve topluluklar hakkında duydukları, medyada gördükleri veya çevresinden edindiği bilgilerle fikir oluşturur. Bu nedenle karşılıklı temasın ve doğrudan iletişimin artırılması büyük önem taşır. İnsanları birbirinden uzaklaştıran temel neden çoğu zaman kimlik farklılıkları değil, birbirimizi yeterince tanımamamız ve dinlemememizdir.
Devletimizin kalıcı barış için atacağı önemli adımlardan biri de bu karşılıklı tanışmayı ve iletişimi desteklemek olabilir. Geçmişte güvenlik için kullanılan kaynakların bir bölümü, insanlarımızı birbirine yaklaştıracak sosyal, kültürel ve ekonomik projelere ayrılabilir. Anadolu’nun farklı şehirlerinden insanlar Doğu ve Güneydoğu illerimizi ziyaret edebilir; bölge halkının günlük yaşamını, kültürünü ve misafirperverliğini yakından tanıyabilir. Aynı şekilde bölge insanımızın da Anadolu’nun farklı şehirleriyle daha güçlü bağlar kurması teşvik edilebilir. Böylece birbirimizi yalnızca kitaplardan, ekranlardan veya başkalarının anlatımlarından değil, doğrudan tanıyarak anlayabiliriz.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu halkının, farklı şehirlerden gelecek misafirleri kendi kültürünün sıcaklığı ve misafirperverliğiyle karşılayacağına inanıyorum. Bölgeye görev amacıyla giden askerlerimizin, polislerimizin, doktorlarımızın, hemşirelerimizin ve diğer kamu çalışanlarımızın deneyimleri, doğrudan temasın önyargıları azaltabileceğini göstermektedir. İlk başta kaygı taşıyan birçok insanımız, bölge halkını tanıdıkça düşüncelerini yeniden değerlendirmiştir. İnsanlarımız birbirini tanıdıkça korkuların yerini güvene, önyargıların yerini anlayışa, uzaklığın yerini kardeşliğe bırakması mümkün olacaktır.
Artık birbirimize yalnızca geçmişin acıları üzerinden değil, geleceğin umudu üzerinden de bakmalıyız. Türküyle, Kürdüyle, Arapıyla ve bu topraklarda yaşayan bütün halklarımızla ortak bir geleceğimiz vardır. Farklı görüşlerimiz ve kimliklerimiz olabilir; ancak ortak yaşamımızı güçlendiren dil, saygı, empati ve kardeşlik dili olmalıdır. Çünkü bu ülkenin insanları birbirine yabancı değil; aynı topraklarda yaşayan, ortak acıları paylaşan ve aynı geleceğe umut bağlayan yurttaşlardır.
Barışı kalıcı hale getirmenin yolu yalnızca silahların susmasından geçmez. Kalıcı barış, insanların birbirini dinlemesi, önyargılarını sorgulaması ve ortak sorumluluk üstlenmesiyle güçlenir. Birbirimizi tanıyalım, dinleyelim, anlamaya çalışalım ve farklılıklarımızla birlikte yaşama irademizi koruyalım. Geçmişin acılarından ders alarak çocuklarımıza korku ve nefretin değil; kardeşliğin, huzurun, adaletin ve birlikte yaşama kültürünün mirasını bırakalım.
Belki de bu ülkenin en büyük ihtiyacı, birbirimize yeniden güvenmeyi ve birbirimizi yeniden tanımayı öğrenmektir. Bunu hep birlikte başarabilirsek, ayrışmayı besleyen söylemlerin etkisini azaltabilir ve barışı yalnızca bir anlaşma olarak değil, ortak yaşamımızın vazgeçilmez bir değeri olarak kalıcılaştırabiliriz.
Hoşça kalınız.
YAZARIN DİĞER YAZILARI