Devletin işsiz vatandaşlar için uyguladığı kısa süreli çalışma programları, özellikle işsizliğin ciddi biçimde hissedildiği Batman gibi illerde büyük önem taşıyor. Birkaç aylık da olsa işe girmek, evine ekmek götürmek isteyen vatandaş için küçümsenecek bir fırsat değil. Ancak böylesine hassas bir konuda yapılacak en küçük iletişim hatası bile, iyi niyetle yapılan bir çalışmanın tartışma konusu haline gelmesine neden olabiliyor.
Son dönemlerde okullarda ve bazı kamu kurumlarında geçici olarak istihdam edilecek personelle ilgili duyurular yapıldığında, vatandaşın kafasında hemen aynı soru oluşuyor: “Acaba kimler alınacak, isimler belli mi?” Belki ortada hiçbir haksızlık yoktur. Belki bütün işlemler kurallara uygun, şeffaf ve adil biçimde yürütülüyordur. Ancak gelin bunu, işsizliğin gölgesinde yaşayan binlerce insana anlatın!
Bir işe 250 kişinin alınacağı açıklanıyor, binlerce kişi başvuruyor. 5-6 bin insan umutlanıyor. Sonunda kura çekimi yüzde 100 adil yapılsa bile yalnızca 250 kişi seviniyor, geriye kalan binlerce kişi ise hayal kırıklığıyla evine dönüyor. İşte böyle bir ortamda, yapılan alımın siyasi partiyle özdeşleştirilmesi, iktidar partisinin üzerine gereksiz bir yük bindiriyor.
Geçtiğimiz hafta sonu ilimize gelen Yeni Parti Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun da bu konuyla ilgili bazı iddiaları gündeme getirdiğini gördük. Bu iddiaların ne kadarının doğru olduğunu elbette bilmiyoruz. Ancak ortada böyle bir tartışma varsa, yapılması gereken tartışmayı büyütmek değil, vatandaşın kafasındaki soru işaretlerini ortadan kaldırmaktır.
Örneğin AK Parti teşkilatı açık ve net biçimde, “Bu personel alımlarının sorumluluğu İŞKUR’a aittir. Başvuruları ve alımları ilgili kurum yürütmektedir. Parti olarak bizim personel belirleme veya işe alma konusunda herhangi bir dahlimiz yoktur” diyebilse, hem vatandaşın kafasındaki soru işaretleri azalır hem de parti kendisini gereksiz bir tartışmanın dışında tutmuş olur.
Çünkü geçici personel alımlarının parti propagandasına dönüştürülmesi, sanıldığı gibi partiye avantaj sağlamayabilir. Tam tersine, partiye zarar verebilir. İşsiz vatandaş açısından birkaç aylık bir iş bile çok değerlidir. İnsanlar bu işe girerken umutlanıyor. Ancak birkaç ay sonra süre doluyor ve aynı insanlar yeniden iş aramaya başlıyor. Dolayısıyla geçici istihdamı kalıcı bir siyasi kazanım gibi sunmak, beklentiyi de yükseltiyor.
Burada asıl mesele bir siyasi partiyi eleştirmek değil, doğru iletişimin önemine dikkat çekmektir. Vatandaşın sokakta ne konuştuğunu, kahvede ne söylendiğini, işsiz gençlerin ne düşündüğünü duymak gerekiyor. Çünkü bazen teşkilat içerisinde olumlu görünen bir uygulama, sokakta bambaşka algılanabiliyor.
AK Parti teşkilatları bu konularda ne kadar geri planda kalır, işlemlerin ilgili kurumlar tarafından şeffaf biçimde yürütülmesine ne kadar vurgu yaparsa, o kadar rahat eder. Hele ki binlerce kişinin başvurduğu geçici işlerde, parti ile işe alım sürecinin birbirinden kesin biçimde ayrılması herkesin yararına olur.
Belki partililer bizim gibi düşünmüyor olabilir. Belki “Bizim bir dahlimiz yok” diyebilirler. Ancak siyaset sadece içeride konuşulanlardan ibaret değildir. Sokakta konuşulanları da duymak gerekir.
Onun için naçizane bir uyarımız olsun: İşsiz vatandaşın umudunu siyasetin konusu haline getirmeyelim. Devletin istihdam programlarını parti hizmeti gibi göstermeyelim. İŞKUR’un, ilgili kurumların ve kuralların önüne siyasi parti görüntüsü koymayalım. Çünkü amaç vatandaşa iş imkânı sağlamaksa, bunu yaparken partiye gereksiz bir yük bindirmenin de kimseye faydası yoktur.
Kısacası, işsiz vatandaşın umudu üzerinden siyaset yapmak yerine, vatandaşın güvenini kazanacak şeffaflığı ortaya koymak daha doğru olacaktır. Zira bazen iyi niyetle yapılan bir iş, yanlış anlatıldığı için partiye zarar verebilir. Bunu en iyi bilenlerin de sokakta konuşulanlara kulak vermesi gerekir. Hoşça kalınız.